“AFET BÖLGESİNDE İLETİŞİMCİLERİN ROLÜ”
Böyle bir çalışmayı gerçekleştirme fikri nasıl ortaya çıktı?
Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye de bir afet ülkesi. Bu afetlerin başında ise deprem yer alıyor. Rakamlara baktığımızda ortalama beş yılda bir, yedi şiddetinin üstünde bir deprem ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu da bize sürdürülebilir, düzgün, planlı ve programlı bir afet yönetiminin önemini gösteriyor. Geçen yıl 6 Şubat depremlerinden sonraki süreçte özellikle televizyonda yayınlanan yanlışlıklar bizi rahatsız etti. Çünkü alana giden muhabirin, haberlerin nasıl yansıtılacağına, kurumların sahada nasıl hareket ettiklerine ve afetzedelere nasıl yaklaşıldığına dair mutlaka bilgi sahibi olması gerekiyor. Çok basit olarak açıklamak gerekirse, oradaki afetzedelerin, depremzedelerin ve enkazdan çıkarılan bedenlerinin bile gösterilmesi mahremiyet açısından büyük bir facia. Küçücük çocuklara mikrofonu uzatıp, “Ne hissediyorsun?” diye soruyorlar. Psikolojik olarak bu durumun hem oradaki afetzedeleri hem de izleyicileri nasıl etkilediğini fark etmediklerini gördük. Bizim de çorbada tuzumuz olsun diyerek, Zeynep Varlı Gürer ve Nihan Dönmez ile bir araya gelip afet yönetimi ve afet iletişimi ile ilgili yapılan yayınların yanlışlıklarını düzeltmek için bu alanda çalışma yapmak gerekliliği üzerine konuşmaya başlayınca bu kitap fikri ortaya çıktı.
Sürdürülebilir afet yönetimi ve iletişimi adından okuyucu ne anlamalı?
Devlet eliyle bütünlüklü bir afet yönetimi planının oluşturulması gerekiyor. Bunun için “Ne yapmamız gerekiyor?” sorusunu kendimize yöneltmeliyiz. Son depremlerde de şahit olduğumuz gibi Türkiye’de afet yönetimini derinlikli olarak ele alan kurumlar var. Ama bu kurumların nerede, nasıl davranacakları konusunda bir plansızlık, programsızlık halinde olduğunu görüyoruz. Bütün bunların değerlendirilip masaya yatırılıp tekrar bir yönetim sisteminin kurulması gerekiyor. Medya yönetiminin de burada önemli yeri olduğunu görüyoruz. Kitle iletişim araçları ilk elden hem oradaki haberleri vermede hem oradaki insanlara ulaşmada önemli araçlar. Bunların nasıl kullanılacağına dair de düzgün bir politikanın geliştirilmiş olması gerekiyor. Hem sürdürülebilir afet yönetimi hem de afet iletişimi için birinci şart eğitim. Eğitim olmadan, insanları eğitmeden, nerede nasıl davranacaklarını bilmeden sahaya göndermek yanlış. Eline mikrofon alan muhabirin haberi nasıl olgunlaştırıp vereceğine dair bilgi sahibi olması gerekiyor. Bu yüzden iletişim fakültelerinde afet iletişimine, afet derslerine, afet yönetiminin nasıl olması gerektiğine dair ders planlarında birtakım derslerin konulması gerektiğini düşünüyoruz. İçeriklerinin ne olacağı konusunun da detaylı olarak çalışılması ve içeriklerin oluşturularak bunun bir model olarak sunulması ile ilgili bir çalışma yapıyoruz. Bunun için yine Zeynep ve Nihan hocamla birlikte bir çalıştay düzenleyeceğiz. “Afet iletişim ve afet yönetimi, nasıl olmalı, İletişim fakültelerine burada nasıl görevler düşüyor?” bütün bunların tartışılacağı bir çalıştay yapmayı planlıyoruz. Bunun sonucunda da çıktıları yine kamuoyuyla paylaşacağız.
“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İÇİN EĞİTİM ŞART”
Afet yönetimi ve iletişimi nasıl birbirine entegre edilebilir?
Eğitimin ana amacı, planlı ve programlı yol almak. Kurumların birbirleriyle ilişkilerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Yerel yönetimler ve merkezi yönetimler birlikte hareket etmeli. Hatta sivil toplum kuruluşları da bu yönetimin içerisine entegre edilmeli. 6 Şubat depremlerini referans alarak baktığımızda herkes bagajını yiyecek ve giyecekle doldurup yola çıktı. Trafiği sıkıştırdılar bu yüzden yardımlar gidemedi. Bütün bunların organize edilmesi gerekir. Toplanılan yardımlar bir merkezde toplanacak. Ben vatandaş olarak yaşadığım şehirde nereye bu yardımları verebileceğimi bilirsem eğer yola çıkmam. Bu yardımların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşacağından emin olursam gene yola çıkmam. İnsanlar bu yardımların afetzedelere ulaştığından emin olamıyor. Afetzedelere gidecek olan yardımların gerçek afetzedelerle buluşmasını sağlamak önemli. Bunun için hem afet iletişiminin hem de afet yönetiminin entegre bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Merkezi yönetim, yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşları birlikte hemhal olmalılar.
Bu kitapla birlikte ulaşmak istediğiniz hedefler neler?
Bizim hedefimiz afet yönetiminin ne kadar önemli olduğunun altını çizip afet iletişiminin düzgün yapılması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak ve bütüncül olarak incelemek. Mesela bu kitabın içerisinde Türkiye'nin deprem yapısıyla, depremselliğiyle ve Türkiye'deki afet yönetimini işledik. Sonra deprem özelinde afetzedelerin karşılaşabileceği psikolojik sorunları ele aldık. Ondan sonra afet iletişimine geçtik. Burada afet iletişimi dediğimiz zaman sadece gazetelerde çıkan haberleri ya da televizyonlardaki yayınları kastetmememiz gerektiğini görüyoruz. “Haber nasıl oluşturulacak, nasıl yansıtılacak, doğru haberi, doğru hedefe nasıl ulaştıracağız?” bunların hepsine bir bütün halinde bakmak gerekiyor. O yüzden farklı alanlardan, farklı disiplinlerden, hocalarımızdan makale istedik. Sağ olsun onlarda bizi kırmadılar. Hedefimiz bu mesleğin içerisinde yer alacak ve bu haberleri üretecek olan iletişim fakültesi öğrencilerini doğru yetiştirmek. Son olarak kitabın başlarken kısmında son bir cümlemiz var. Onu söyleyerek bitireyim. Bilinçli bir toplum yaratmak ve afetlerde olduğu gibi hayatın her alanında sürdürülebilirlik için eğitim birinci şarttır.
İki bölümden oluşan kitabın, birinci bölümünde Fadime Sertçelik, Serpil Gerdan, Duygu Nur Tutam, Ezgi Şişman ve Aslıhan Polat’ın makaleleriyle katkı sağladığı “Afetler ve Türkiye” isimli bir kısım yer alıyor. Kitabın “Afet İletişimi ve Eğitimi” başlıklı ikinci kısmında ise Selma Koç Akgül, Betül Pazarbaşı, Özgür Can Yolcu, İremcan Güngör, Nihan Dönmez, Ebru Turanlı Lewis ve Saadet Zeynep Varlı Gürer katkıda bulundu. Kitabın editörlüğünü ise Prof. Dr. Nigâr Pösteki, Doç. Dr. Zeynep Varlı Gürer ve Dr. Öğr. Üyesi Nihan Dönmez üstlendi.
Muhabir: Şehriban Ağca
Fotoğraf: Şehriban Ağca