Sokakta ya da Sığınmış: Büyükşehirde Yuvasızlık

.

Bu Gönderiyi Paylaş

İzmit, Kuruçeşme semtinde yer alan Barınma ve Konaklama Merkezi uzaktan bir okul binasını andırıyor. Bu binada, geçmişe ve günümüze dair ibret verici dersler dinleyebilirsiniz. Yine de burası, bir okul değil. Zira, evsizlerin evi olan bu bina, ümit dolu başlangıçların değil, uzun yaşamların ve acıklı sonların mekânı.

Türkiye’de sayıları her geçen gün artan evsiz bireyler, toplumsal bir gerçek olarak sokaklarda ya da barınma merkezlerinde yaşam mücadelesi veriyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı bu tesis kalacak yeri ya da kendisine kapısını açacak kimsesi bulunmayan, sokağa düşmüş herkesin sığınağı olarak ağır bir toplumsal yükü sırtlanmış durumda.

Kocaeli sınırları içinde Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı üç geçici barınma merkezi mevcut. Gebze ve İzmit barınma merkezlerinde kadınlara ayrılmış bloklar da var. Buna karşın Kuruçeşme'deki Barınma, Konaklama ve Sosyal Yardım Merkezi, sadece yetişkin erkekleri misafir ediyor. Bu tesis, 149 yatak kapasiteli.  Tesiste evsizlere 3 ay, gerekirse 6 ay süreli geçici barınma sağlanıyor. Tesisten ayrılanların, gerekirse tekrar başvurması da mümkün. Barınma merkezindeki bireylerin tüm temel ihtiyaçları Büyükşehir Belediyesi tarafından ücretsiz karşılanmakta; dahası, Kuruçeşme’de evsiz ve gelirden yoksun ailelerin bir süre için sığınabildiği lojmanlar hizmette.

Halk arasında, düşkünler evi gibi isimlerle de anılan merkez, kendisine bakacak bir yakından mahrum, huzurevi sırası bekleyen yaşlıların kaldığı yer olarak bilinmekte. Ancak merkezde görevli uzmanlar, başvuranların çoğunun orta yaş grubundan olduğunu belirtiyor. Evsizlik sorununun giderek ağırlaştığını ve çözümün insanlara barınak sağlamaktan ibaret olmadığını gören yetkililer, merkezde kalanlara psikolojik rehabilitasyon hizmeti de vermeye başlamış. Merkezden ayrılan bireylere kira ve eşya yardımları yapılması, ayrıca durumlarının takip edilmesi, rehabilitasyon programının parçası. Zira burada kalanların topluma dönebilmesi, yalnızlık ve yabancılaşma hislerinden kurtulmalarını gerektiriyor. Bu dönüşüm kolay değil.

Sanayi ve ticaretin yoğunlaştığı kente iş bulmak için gelip parası kalmayan, yatacak yeri de olmayanların, ruh sağlığı bozularak çalışabilme vasfını yitirenlerin, bağımlılık sorunuyla mücadele ederken sokağa terk edilenlerin sığındığı, her kesimden insanı görebileceğiniz bir merkez burası. Merkezde gözlenen bu çeşitlilik, sorunun genel geçer yargılarla ele alınamayacağını, evsizliğin geri planla daha birçok sorundan kaynaklanan bir sonuç olduğunu gösteriyor.

KARİYER SAHİBİ EVSİZLER

Başarılı bir hukuk kariyerinden sonra, sokakta kalan Selahattin S. (77), en çarpıcı örneklerden biri. 1949 Hatay doğumlu Selahattin S., hukuk eğitimi almak üzere İstanbul’a gitmiş. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 7 yıl Cumhuriyet savcısı, 27 yıl boyunca da Hatay’da serbest avukat olarak çalışmış. Hatay Barosu’nun internet sayfasındaki resmi halen duruyor. Selahattin S. emeklilik yıllarını da yine Hatay’da geçirmeyi tercih etmiş. Ta ki, onu sokakta bırakan 6 Şubat depremine kadar.

Büyük yıkımın ardından İzmit’teki kardeşinin yanına sığınan Selahattin Bey'in durumu, kardeşi sağlık sorunları nedeniyle bir bakım evine yatınca zorlaşmış. Emekli maaşı, evin kirasını tek başına ödemeye yetmemiş. Diğer akrabalarından da destek bulamayınca belediyeye başvurmuş. İki aydır Kuruçeşme Barınma Merkezi'nde kalıyor ve huzur evi için sıra bekliyor. Görüşme sırasında biri doktor, biri ziraat mühendisi, biri de öğretmen olan üç çocuğunun bulunduğunu öğreniyoruz. Ancak çocuklarıyla görüşmüyor. Selahattin Bey’in Öyküsünün bu kısmı, evsizliğin ya da sahipsizliğin, toplumun aile değerlerinden ve dayanışmadan uzaklaşmasının tipik sonucu olduğunu kanıtlıyor.  

Kuruçeşme Barınma Merkezi’nin diğer sakinlerinin hikâyeleri de evsizlerin işsiz güçsüz insanlar olduğu çerçevesindeki düşüncenin hatalı olduğunu kanıtlar gibi. Ahmet Ç.(68), Türkiye’de evsizliğin en önemli nedenini aile yapısının bozulması olarak ifade ediyor.  Öyküsü de bu düşüncesini destekler yönde:

Ahmet Bey, İzmit’te büyük bir firmada uzun yıllar tır şoförü olarak çalışmış ve emekli olmuş. Sekiz yıl önce eşini kaybedince, küçük kızının yanına taşınmış, ancak bir süre sonra küçük kızını da kanser nedeniyle kaybetmiş. Ardından diğer kızının yanına giden Ahmet Bey, burada damadının baskısıyla kredi çekmiş ve parayı ona vermiş. Damadının parayı çarçur etmesine itiraz edince de evi terk etmek zorunda kalmış. Şu an 22 bin 800 lira emekli maaşı alıyor; ancak her ay 18 bin liraya yakın kredi taksiti var. Yaşı bir yana, yüksek tansiyon nedeniyle bir gözü görmeyen Ahmet Bey’in çalışması mümkün değil.

Barınma merkezinde kalan Mehmet C. (40), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı konulmuş bir torna ustası. Onun da öyküsü, acıklı bir aile geçmişiyle ilgili; ancak durumunu karmaşık hale getiren başka sorunları da var. Mehmet Bey’in psikolojik sorunlarının üzerine bir de alkol bağımlılığı eklenince, ebeveynlerinin yanından ayrılmış. Ardından işinden atılmış. Bir süre, eskiden çalıştığı bir işyerinde barınmış, ancak sonunda sokakta kalmış. Yaklaşık dört ay sokakta yaşadığını belirten Mehmet C. iki haftadır barınma merkezinde. Mehmet Bey'in ümidi, yakında alacağı işsizlik maaşı ile barınacak bir oda tutmak ve iş bulmak. “Ailemle iletişimim yok denecek kadar az. Maaşım yatınca kendime oda tutup iş aramaya başlayacağım eğer yine olmazsa buraya tekrar geleceğim” diyor.

“BURASI OLMASA BİTMİŞTİM”

Barınma merkezinin misafirlerinden Ayhan G. (59), merkezde normalden uzun süre kalanlardan biri. Ayhan G. hayatının büyük bölümünde, çalıştığı iş yerlerinde konaklamış. Asıl mesleği yufkacılık olan Ayhan G. en son Gölcük Yeni Sanayi Sitesi’nde üç yıl boyunca çalışmış ve orada barınmış. Ancak sanayinin kapanmasının ardından sokakta kalmış. Bir süre hastanelere sığınmaya çalışmış. Kuruçeşme'deki barınma merkezi faaliyete geçince, yetkililer onu buraya yönlendirmiş.

“Barınma evine geldikten sonra hastalığım ortaya çıktı, üniversite hastanesinde boyun ameliyatı oldum. Eğer burada kalıyor olmasaydım, o ameliyatı yaptırmam mümkün değildi,” diyor.

Ayhan G., geçmişte 15 yıl süren bir evlilik yaptığını, ancak çocuk sahibi olamadığını belirtiyor. “Boşandıktan sonra tek başıma yaşamaya başladım. Zor oluyor ama yalnızlığa alıştım” diyor. Hiçbir geliri ya da malı olmayan Ayhan G. yüzde 92 oranında engelli raporunun bulunduğunu, ancak Bağ-Kur borcu nedeniyle maaş ya da sosyal destek alamadığını belirtiyor. Önümüzdeki ay 60 yaşını dolduracağını söyleyen Ayhan Bey'in planı huzurevine başvurmak.

EVSİZLERİN GERÇEĞİ ve ÖNYARGI

Merkezde görevli psikolog Eyüp Eren, evsizliğin bireyler üzerindeki sonuçlarını şöyle sıralıyor: Anksiyete, depresyon, özgüven kaybı, aidiyet duygusunun yitirilmesi ve sosyal fobiler. Eren’e göre evsiz kalan bireylerin zamanla kazandıkları ortak özellikleri var. Bunlar, evsizlere karşı genel önyargının da nedenini açıklar gibi: “Zayıf kişilik yapısına sahip, uyumsuz, sabırsız, agresif kişilikte, sorumluluk duygusu tam olarak gelişmemiş, çalışmayı sevmeyen, bekar, evlilik ve çocuk sahibi olma gibi hedefleri olmayan, kötü alışkanlıklar edinmiş, kişilik bozukluğundan mustarip, aile bağları ve ilişkileri zayıf kişiler.”

Merkezde kalan evsizlerle görüştükçe, aralarından hiçbirinin hayata bu özelliklerle başlamadığını; ancak zamanla olumsuz nitelikler edindiklerini görebiliyorsunuz. Bir süre sonra insanların gözü önünde, ama bir o kadar gözden uzakta yaşamaya başlıyorlar.

Kuruçeşme’deki merkezde sosyolog ve sosyal hizmet uzmanı olarak görev yapan Ayşegül Ordu’ya göre evsizlik, toplumda sanıldığından çok daha karmaşık bir sorun. Ordu, evsizliğin yalnızca maddi yoksunlukla değil, toplumsal yapıdaki değişimle de ilişkili olduğunu söylüyor. Toplumdaki yaygın kanaatler ise sorunu doğru değerlendirmeyi güçleştiren ayrı bir faktör. Ordu, ifadelerini şu sözlerle sürdürüyor: “Evsizler cahil ya da tembel değildir. Geçmişte iyi maddi duruma ve yüksek kültürel seviyeye sahip bireylerin de merkezimize başvurduğunu gördük. Yalnızlaşma, aile bağlarının zayıflaması, bireyselleşmenin artması gibi toplumsal değişimler, süreci tetikliyor... Eskiden çocuk sahibi olmak yaşlılıkta bir güvenceydi. Şimdi ise yaşlanan ebeveynler, çocukları tarafından yük olarak görülüyor.”

EV DEĞİL, YUVA ve AİLE

Toplumdaki genel yargı, evsiz insanların kendi hataları sonucu evsiz kaldığı biçiminde olsa da dinlediğimiz öyküler, gerçeğin böyle olmadığnıı gösteriyor. Evsiz her birey, bozulmuş aile bağları, işsizlik, borçlar, hastalık ve umutsuzlukla örülü travmatik hatıralar taşıyor. Sokakta kalmak ise, yalnızca bir gecelik soğuğa karşı mücadeleyi değil; gün gün, yıl yıl süren bir hayatta kalma savaşını sürdürmek demek.

Evsizlik sokak aralarında, bir bankta yatan siluette, köşe başında battaniyesine sarılmış bedende karşımıza çıkan; çoğu zaman görmezden geldiğimiz, ancak aslında gözümüzün önünde duran acı bir gerçek. Oysa evsizlik başımızı çevirip geçemeyeceğimiz, çok katmanlı bir sorun. Evsizlere acımaktan ya da yetkili kurumların çabalarını desteklemekten öte, toplumun tümüyle kendini sorgulaması ve yitik değerlerine sahip çıkması gerekiyor.

Muhabir: Uygar Çağan Ulusan & Hacer Yılmaz