İletişimde Kadınların Dönüştürücü Gücü

.

Bu Gönderiyi Paylaş

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü bünyesinde hayata geçirilen ve Radyo Ki stüdyosunda kaydedilen “Kocaeli’nin Ses Veren Kadınları” podcast serisi yayına başladı. Serinin ilk konuğu, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İdil Sayımer oldu. Sayımer, akademik kariyer, iletişim sektöründe kadın olmak ve medyanın dönüşümü üzerine tecrübelerini dinleyicilerle paylaştı. 

“KOCAELİ BENİM İÇİN SADECE BİR ŞEHİR DEĞİL YOL ARKADAŞI” 

Programa akademik başarısı ve dekan kimliğinin yanı sıra iletişim dünyasına adım atma serüvenini anlatarak başlayan Sayımer, mezun olduktan sonra uluslararası bir şirkette çalıştığını ve bu alanda derinleşmek için akademik yolculuğa adım attığını ifade etti. Her akademik yolculukta olduğu gibi kendi yolculuğunda da çeşitli zorlukların bulunduğunu belirten Sayımer, kadınlar için bu zorlukların daha fazla önem taşıdığını söyledi. 

Kadın bir iletişimci olarak Kocaeli’ndeki zorluklar ve fırsatlar hakkında konuşan Sayımer, kentin kendi kariyerini şekillendiren, akademik ve mesleki kimliğinin büyüyüp geliştiği bir yer olduğunu anlattı. Uzun yıllar aynı kurumda ve şehirde üretmenin insan ve mekân arasında güçlü bir bağ kurduğunu belirtti. Üniversite hayatıyla sanayinin iç içe olmasının sürekli öğrenmeye ve gelişime açık bir atmosfer yarattığını, bu ikili yapının iletişim alanında çalışan biri için kıymetli bir laboratuvar olduğunu ifade etti. Sanayiden kaynaklanan erkek egemen yapının ise kadın bir iletişimci olmayı zaman zaman ekstra çaba gerektiren bir noktaya taşıdığını söyledi. 

Özellikle yönetim pozisyonunda kadın iletişimcilerin zorluklarla karşılaştığını ve kadınların görünür olmasının hâlâ çaba gerektirdiğini söyleyen Prof. Dr. İdil Sayımer, bu tür zorlukların insanı daha dirençli hâle getirdiğini aktardı. “Bu şehirde sektörle yakın temas kurabilmek, farklı disiplinlerle iş birliği yapabilmek ve öğrencilerle birlikte sahaya dokunan projeler geliştirmek benim kariyerimde çok etkili oldu. Kısacası Kocaeli benim için sadece bir şehir değil; deneyimlediğim, öğrendiğim, dönüştüğüm ve katkı sunduğum bir yol arkadaşı” sözleriyle şehrin önemine dikkat çekti. 

Fakültede kadın akademisyenlerin yoğunluğunun üretkenliğe olumlu yansıdığını anlatan Sayımer, daha fazla iş birliği, detaycılık ve süreç odaklı yaklaşımın öne çıktığını gözlemlediğini belirtti. Kadınların güçlü varlığıyla birlikte erkek akademisyenlerin katkısının da dengeli, üretken ve saygı temelli bir akademik kültür oluşturduğunu ifade etti. Ancak bu dengeli yapının sektördeki yönetici pozisyonlarına aynı şekilde yansımadığını dile getirerek sorunun bireysel tercihlerden çok yapısal dinamiklerle ilgili olduğunu söyledi. 

“EŞİTLİK BİREYSEL MÜCADELEYLE DEĞİL YAPISAL DÖNÜŞÜMLE MÜMKÜN” 

Sayımer, “Çok net bir şekilde cam tavan dediğimiz görünmez engeller var. Bunların hâlâ etkili olduğunu düşünüyorum. Eşitlik ise bireysel mücadeleyle değil, yapısal dönüşümle mümkün olur. O yüzden kurum kültürünün buna göre düzenlenmesi çok esas” ifadeleriyle görüşlerini paylaştı. 

Kadınların karar verici noktalarda daha fazla yer alabilmesi için akademi ve sanayi arasında güçlü bir köprü kurulması gerektiğini belirten Sayımer, mentorluk mekanizmalarının devreye girmesinin kritik rol oynadığını anlattı. Deneyimli kadın yöneticilerle genç iletişimcileri bir araya getiren yapıların daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.  

Kurumların sorumluluk alarak şeffaf terfi sistemleri kurması, kapsayıcı liderlik politikaları geliştirmesi ve fırsat eşitliğini gerçekten gözeten insan kaynakları politikaları oluşturmasıyla dönüşümün yaşanacağını ifade etti. Liderlik pozisyonundaki kadınların karşılaştığı görünmeyen engellere de değinen Sayımer, kadın yöneticilerden aynı anda hem güçlü hem de uyumlu olmalarının beklendiğini belirtti. Kararlı olduklarında sert, uzlaşmacı olduklarında ise yetersiz olarak etiketlendiklerini söyledi. 

Kadınların daha yumuşak bir yöneticilik sergilemeleri durumunda pasif ya da yetersiz olarak değerlendirilebildiğini aktaran Sayımer, bir diğer önemli sorunun ise görünmez emek olduğunu ifade etti. Kadın yöneticilerden çoğu zaman ekip içinde dengeyi sağlama, duygusal yükü taşıma ve arabuluculuk yapma gibi görevlerin de beklendiğini söyledi. Bunların kurum için değerli olsa da performans ölçütlerine doğrudan yansımayan emek türleri olduğunu vurguladı. 

TOPLUMDA YERLEŞMİŞ KALIPLARIN ETKİSİ 

Kadın liderlerin sürekli kendilerini kanıtlama ihtiyacı hissettiklerini belirten Sayımer, bu durumun kadınların etki alanını sınırladığını ifade etti. Tüm bu zorluklara rağmen kadınların liderlik tarzlarının kurumlara çok değerli katkılar sunduğunu dile getirdi. 

“Kadın eli değmesi”, “kadın duyarlılığı” gibi ifadelerin ilk bakışta takdir edici görünse de yakından bakıldığında problemli olduğunu belirten Sayımer, “Bu kalıplar çoğu zaman iyi niyetli olarak kullanılıyor ama kadınları belirli özelliklerle tanımlayan ve sınırlandıran bir çerçeve çiziyor” dedi. 

Kadını daha özenli, daha duygusal ve daha estetik düşünen bir profil içine yerleştiren bu kalıpların farkında olmadan üretildiğini söyleyen Sayımer, asıl meselenin kadınların belirli özelliklere sahip olması değil, bunun bir beklenti hâline getirilmesi olduğunu ifade etti. 

“Kadınlar bu kalıpların dışına çıktığında eleştiriliyor. Daha analitik, sert kararlar alan ya da mesafeli bir iletişim kuran kadın liderler bu beklentilerle örtüşmediği için eleştirilebiliyor. Benim yaklaşımım şu yönde: Kadınları ve erkekleri belli özelliklerle tanımlamamız gerekmiyor. Cinsiyetten bağımsız olarak iyi iletişim kurmak çok daha önemli” sözlerini kullandı.  

İletişim dünyasında kadın çalışanların sürecin sadece bir parçası değil, aynı zamanda dönüştürücü aktörler olduğunu ifade eden Sayımer, cinsiyetçi dilin kaldırılması konusunda kritik rol üstlendiklerini söyledi. 

İletişim sektöründe kullanılan yerleşmiş kalıpların ve cinsiyetçi ifadelerin arındırılması konusunda ise şu ifadeleri kullandı: 

“Benim temel önceliğim iletişimi yalnızca bir aktarım aracı olarak değil, aynı zamanda gerçekliği kuran bir yapı olarak görmek. Bu nedenle kullanılan her kavramın ve ifade biçiminin, özellikle yerleşik kalıpların neyi görünür kıldığını ve neyi görünmez bıraktığını bilmek ve buna dikkat etmek oldukça önemli.” 

İLETİŞİMDE KADIN GÖRÜNÜRLÜĞÜ 

Kadınların iletişim sektöründeki görünürlüğünün arttığını belirten Sayımer, medyada kadın temsilinin geçmişe göre yükseldiğini ifade etti. Ancak bu süreçte cam tavanların daha görünmez hâle geleceğini, açık engellerden çok kültürel normlar, ağlara erişim ve temsil mekanizmalarının belirleyici olacağını söyledi. 

Sektörün zorluklarını ve güzelliklerini merak eden genç kadın öğrencilere ise şu tavsiyede bulundu: 

“Tek bir tavsiye vermem gerekirse, kendinizi uyum sağlayan değil, bulunduğunuz alanı dönüştüren kişi olarak konumlandırın” 

İletişim gibi sürekli değişen bir sektörde başarıyı belirleyen şeyin yalnızca kuralları iyi öğrenmek ya da mevcut düzene uyum sağlamak olmadığını vurgulayan Sayımer, düzen içinde ‘daha iyi nasıl olabilir?’ sorusunu sürekli sormanın önemine dikkat çekti. 

“Profesyonel kimlik sadece size verilen rollerle oluşmuyor. Siz de o rolleri nasıl doldurduğunuz ve yeniden tanımladığınızla bunu değiştiriyorsunuz. Bir projede sadece görev alan kişi olmak yerine, o projenin dilini, yaklaşımını ve etkisini sorgulayan kişi olabildiğinizde fark yaratmaya başlarsınız. Çünkü sektörü ileriye taşıyanlar çoğu zaman mevcut kuralları en iyi uygulayanlar değil, o kuralları sorgulayanlar olmuştur” sözleriyle program sona erdi. 

Her hafta sektörün farklı alanlarından başarılı bir kadın iletişimcinin ağırlanacağı ve Doç. Dr. Gülden Özkan danışmanlığında gerçekleştirilen seri, her pazar saat 15.00’te dinleyicilerle buluşacak.  

Muhabir: Gizem Çelik 

Galeri